Harmandalı efe farkı, Efe oyunu özellikleri, Efe halk oyunu, Efe nedir, Efe oyunu Nasıl Oynanır, Efe hareketlerinin anlamı, Efe oyunu nereye ilişkin, hikayesi nedir, hangi yöreye aittir, hangi şehre aittir, hareketleri, çeşitleri benzer biçimde aramalarınıza herdembilgiler’den cevap bulabilirsiniz.
Efe oyunu hakkında
Efe, Garp Anadolu yöresinde görülen halk oyunudur. Efe kendi içinde türlere ayrılmaktadır: Tek şahıs tarafınca veya birkaç oyuncunun çember şeklinde dizilmesiyle oynanır. Efe, halkı korumuş olan yürekli bir adamı temsil eder.
Efe oyunu türleri
- Ağır efe (Aydın Zeybeği olarak da adlandırılır.)
- Uzun olur (aman) efelerin pıçağı
- Beş surat , sima ,çehre dirhem Şam Trablus kuşağı
- Özgür olur (aman) Anadolu uşağı
- Aşırdılar karlı (da) dağdan Keşiş’ten
- Bilmiş ol ki geçmiş olur iş işten
- Silâhı da elinde, kaması da belinde
- Yavrum İzmir yolunda ben bir güzele vuruldum
- Kaşıklı efe
- Kıvrak efe (Teke zeybeği)
- Kırık efe
- Toplu Güvende (Toplu olarak oynanan, eşlik ezgisi karcığar makamında olan, Balıkesir’e ilişkin halk oyunudur.)
- Harmandalı
- Kerimoğlu Zeybeği
Efe’e biçim veren ad: Selim Sırrı Tarcan
96 sene evvel Gövde eğitimi tarihimizin mühim isimlerinden Selim Sırrı Tarcan’ın yeni bir biçim verdiği efe dansı ilk kez İzmir’de Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısında oynandı. Selim Sırrı Bey Haftalık Dergi Neşriyatı içinde piyasaya sürülen “Yeni Efe Raksı” adlı broşürde bu olayın basındaki yankılarını şu şekilde aktardı.
“1925-13 Teşrinevvel Salı günü akşamı Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri İzmir’de Kız Öğretmen Mektebini teşrif buyurmuşlardı. Gazi Paşa tarafınca ezhar olunan istek üstüne terbiye-i bedeniye müfettiş-i umumisi Selim Sırrı Bey yetiştirdiği talebelerinden Mualla Hanım’la beraber tertib ve ihya eylediği Efe raksını oynadılar. Bu o denli cazib ve hoş bir görünüm idi ki sahneden gözleri bir an arasını ayırmak mümkün olmuyordu. Özellikle Gazi Paşa Hazretlerinin mahzuziyeti çehrelerinde okunuyordu. Oyunu yeniden ettirdiler. Müteakkiben yanlarına çağrı edip Selim Sırrı Bey’e iltifat ettiler…”
Efe oyununun hikayesi
İzmir’de subayken zeybeklere ve efe oyunlarına alaka duyan Selim Sırrı Bey, anılarında buraya kadar olan aşaması şu şekilde anlatıyordu: “1313 (1896) senesinde Yunan aleyhimize ayaklanmıştı. Ben de o süre hemen hemen mektebden subay çıkmış ve İzmir’e işyar edilmiştim. Manisa’dan, Aydın’dan, Denizli’den akın akın gelen redifler İzmir’de toplanıyordu. Bu askerlerin derhal bütünü de çam bölmesi benzer biçimde iri yarı zeybeklerdi. Gündüzleri talim yapıyor, gece vakti meşaleler yakarak efe oynuyorlardı. İşte bu seyrine doyulmaz merdane raksları o süre görmüş ve fanatik olmuştum. Meşrutiyetin ilanını müteakip İsveç’e terbiye-i bedeniye tahsiline gitmiştim. Halkın millî duygularını fazlaca güçlü buldum. Halk şarkılarına ve danslarına çok önem verdiklerini gördüm… Orada karar vermiştim. Vatana avdette ilk işim millî raksların ihyasına çaba göstermek ve uğraşmak olacaktı.”
Efe oyunu ve Selim Sırrı bey
Devamını şu şekilde anlatır: “1916’da bir yöntem dahilinde başlangıç ve sonu malum, belirli figürleri olan bir efe raksı vücuda getirmeğe karar verdim. Işte sırf bunun için öncelikle efe türküleri içinde beğendiğim ‘Sarı Efe’ türküsüne daha diri, daha neşeli bir beste yaptım. Sonrasında da 9/8’lik bir dans havası vücuda getirdim. Adına Selim Sırrı Zeybeği dedim.”
