Antik Dünyada depremler nasıl açıklanıyordu?

· Yazar: Hüseyin caliskan

Antik Dünyada depremler nasıl açıklanıyordu?

Çok eski gezegende depremler nasıl açıklanıyordu, Filozfolar depremleri nasıl yorumluyorlardı, Depremin sebebi çok eski zamanda nasıl açıklanıyordu. Tabiat felsefesinde zerzele, Depremin zamanı, zerzele zamanı benzer biçimde aramalarınızla ilgili içeriğe herdembilgiler’den ulaşabilirsiniz.

Kendini evrenin hâkimi sanan insana aslen ne kadar aciz bulunduğunu gösteren zerzele, toplumda derin ruhsal izler bırakır. Eski çağlarda kralla köle içinde fark gözetmeyen yer sarsıntılarını tanrısal iradeye sınırlamak, mantıklı bir açıklamaydı. zerzele tanrısal bir ceza ya da uyarıydı: Kuşatma altındaki pek oldukca kent, tam o anda zerzele olunca, direnmeyi bırakmıştı. zerzele hangi dinden insanları yokederse, diğer dinin doğruluğu kanıtlanmış oluyordu.

Çok eski Japonya’daki söylencelere gore, depremlerin sebebi, gezegenimizin altında yaşayan devasa bir gösterim balığıydı. Yaygın bir başka söylenceye göreyse, “dünya bir boğanın boynuzları üstünde durur, depremler de boğanın, konan sinekleri kovmak için başını sallaması neticesi olur”du. Depremin nasıl meydana geldiği anlaşıldıktan sonrasında bile, toplumlar bu büyük yıkım için bir günah ya da suçlu aramaktan vazgeçmedi. Bu sefer de depremlerden dolayı göçmenleri, “günahkar” duyuru ettiklerimizi suçlamaya, hatta günahlarımızdan arınmak için 1960’ta Şili Depremi’nden sonrasında olduğu benzer biçimde öksüz-yetim evlatları kurban etmeye başladık.

Filozoflar depremleri nasıl açıklıyorlardı?

Bu batıl inançların yanında, Miletoslu Thales, MÖ 6. yüzyılda tabiat vakalarına akılcı beyanatlar bulmaya işçi ilk düşünürlerden olmuştu. Ona gore dünya bir su birikintisinin üzerinde yüzen düz bir disk şeklindeydi. Bu suda ne vakit bir devinim meydana gelse gezegende da zerzele olurdu. Anaksimenes’e (MÖ 585-525) göreyse depremlerin sebebi gezegenimizin kendisiydi. Yoğun rutubet veya ısı gezegenden parçalar kopmasına sebebiyet verir; bu parçalar da düşerken gezegeni sallar diye düşünüyordu. Aristoteles, depremlerin sebebi olarak rüzgarı görürdü. yel “en şiddetli ve en ırak mesafeye gidebilen” şeydir. Depremler en oldukca öğle ve gece olur. Zira öğle üstü buharlaşma en yüksek düzeydedir; gece vakti de buğu dünyaya art döner, şeklinde us yürütüyordu.

Depreme karşı önlemde oldukca gerideyiz

gün itibariyle bunlara gülünç ve ırak geliyor bir ihtimal fakat biliminsanlarının bütün ikazlarına karşın hâlâ somut önlemler almaktan da uzağız… Teknoloji her ne ölçüde gelişmiş olsa da bilhassa ülkemiz benzer biçimde gelişmekte olan ülkeler için zerzele yalnız bir tabiat vakası değil, bir felaketin adı olabilmektedir. Japonya’da depreme nazar ile ülkemizde depreme bakışın arasındaki ayrım, toplumların karşılaşmış olduğu sorunlara ve felaketlere karşı almış olduğu tavırla direkt orantılı. Malesef söylenceler bundan böyle tarihte kalmış olsa da, bugün teknik anlamda bir oldukca şey bilinmesine karşın depremle mücadelede adımlarca art kalıyoruz.

İnsan kaynaklı depremlerin sayısı artıyor

Sismolojik Araştırma Mektupları adlı dergide piyasaya sürülen bir araştırmanın neticeleri, insan kaynaklı depremlerin sayısının giderek arttığını ortaya koydu.

mavi gezegende bu mevzuda en geniş kapsamlı araştırmaları icra eden İnsan Kaynaklı zerzele Veritabanı’nın (HiQuake) 4 Ekim tarihindeki raporuna gore, nihayet 150 senede ortalama 730 değişik bölgede insan kaynaklı depremler meydana geldi.

Bu bölgelerde yaşanmış olan depremlerin birçoğunun büyüklüğü 3 ila 4 içinde değişiyor.

Araştırmacılar, insan faaliyetleri sebebiyle çeşitli bölgelerde oluşan depremlerin artış gösterdiğini belirtiyor.

nihayet 10 senede 108 bölgede tespit edilen insan kaynaklı depremlerin en şiddetlisi ise 5,8 boyutunda.

İnsan kaynaklı depremlerin en mühim sebeplerinin başlangıcında madencilik faaliyetleri ve barajlar geliyor. Bu depremlerin yüzde 37’si madencilik emek harcamaları sebebiyle, yüzde 23’ü ise barajlarda sıkışan suyun meydana getirdiği basınçtan kaynaklanıyor.

Bir öteki yaygın tetikleyici ise hidrolik kırma benzer biçimde petrol ve gaz çıkarma taktikleri.

Araştırmaya katılan Durham Üniversitesi’nden jeofizikçi Miles Wilson, hidrolik kırma metodu ile oluşturulan sondaj deliklerinin son senelerde arttığına ve bu deliklerin var olan jeolojik kırılma hatlarını tekrardan canlandırdığına dikkat çekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

The maximum upload file size: 256 MB. You can upload: image, audio, video, document, spreadsheet, interactive, text, archive, code, other. Links to YouTube, Facebook, Twitter and other services inserted in the comment text will be automatically embedded. Drop file here