herdembilgiler

Dışavurumculuğun Öncü Ruhu Alman Sineması ve 25 Alman Filmi!

Dışavurumculuğun Öncü Ruhu Alman Sineması ve 25 Alman Filmi!

Alman Sineması

1895 seneyi Ulusal Alman Sinemasının düzgün biçimde film gösterimlerine başladığı ve düzgün biçimde olarak ürünler verdiği sene olarak kabul görmektedir. Bu yıllarda ilkel özellikler gösteren birden çok film çekilmiştir. Bu ürünlerin en önemlilerini Max ve Emil Skladnowsky kardeşler ortaya koymuştur. Bioscop isminde olan bu filmler Alman sinemasının ilk örnekleri sayılabilir.

1910 senesine kadar beyaz perde salonlarında ağırlıklı olarak Fransız ve Amerikan sinemasına ilişkin filmler gösterilmekteydi ve bu filmler çoğu zaman çocuklar ve alt katman olarak kabul edilen kitlelerce eğlenmek gayesi ile seyrediliyordu. 1910 senesinde Alman sinemasına yön veren iki büyük şirket (Union ve Projection-Ag) Film d’arka’ın da etkisiyle meşhur oyuncularla işbirliğine giderek tiyatro oyunlarını ve klasikleri de filmleştirmeye başlayınca aydın kesimin ve orta sınıfın beyazperdeye bakışı da mühim seviyede değişime uğradı. Maddi kazançtan ziyade sinemayı bir sanat icra etme aracına dönüştürme kaygısını taşıyan bu akım ile uzun soluklu yazınsal uyarlamalar çekilerek Alman sinemasına sanat içerikli anlamda kimlik kazandırılmaya çalışılmıştır.

Tiyatro kökenli ilk sinemacıların sinemayı daha başlangıcından itibaren ciddiye alarak, beyazperdeye kendi problemleri ve potansiyeli olan sanat içerikli ürünler olarak bakmaları, beyaz perdenin Almanya’da, öteki ülkelere oranla daha erken saygınlık kazanmasına yardım etmiştir. Ve Alman sineması bu tarihlerde ilk kere kendi sınırlarının dışına taşmıştır. Lakırdı konusu yazın uyarlamaları içinde internasyonal alanda başarı kazanmış, 1913 tarihindeki ve Paul Wegener imzalı ‘Der Student von Prag’ filmi misal gösterilebilir.

Alman sinemasının ilk sanat içerikli örneklerini meydana getiren filmler, beyaz perdede ekspresyonizmle sonuçlanan akımı başlatmıştır. Bu akımın beyaz perde sanatında tam manasıyla ortaya çıkışı 1919’da çevrilen ‘Das Cabinet Des Dr. Caligari’ ile olur. 1920 senesinde Robert Wiene tarafınca çekilmişen mühim dışa vurumcu Alman filmlerinden olan ‘Das Cabinet Des Dr. Caligari’ bununla beraber ilk korku konulu bir filmdir.

Alman sineması ve Dışavurumculuk (Ekspresyonistler) 

1919-1939 yılları aralığında Almanya’da tesiri devam eden dışavurumcu akım öncelikli olarak fotoğraf, heykel benzer biçimde görsel sanatlarda karşımıza çıkmaktaydı. Dışavurumcular (ekspresyonistler) görüneni resmetmek yerine görünenin altında yatan gerçeği resmetmekteydiler. Bu fikrin temeli gerçeğin kişinin içinde doğrusu ruhunda olduğudur. Edward Munch, Kirchner, James Ensor, Oscar Kokoschka, E.Nolde, Mueller, Rottluf, E.Heckel, Kandinsky, Jawlensky, P.Klee dışavurumcu sanatın mühim isimlerindendirler.

Sanatın her alanına etkili olan bu akım 1918 seneyi itibariyle beyaz perdede da kendine yer bulmayı başardı. Sinemadaki dışavurumcu anlatımlar dışa vurmayı doğrusu, görünmeyeni görünür kılmayı, sanatçıların dahil dünyasını yansıtmayı amaçlamıştır. Bu yüzden filmlerde ağırlıklı olarak sanatçının dahil dünyasını yansıtan simgesel anlatılar dikkat çeker.

Dünya savaşı sonrası kendini toparlamaya işçi Alman halkının yenilgiyi kabullenmemesi ve maddi açıdan kayıplarının da ara sıra alt metinler yardımı ile eleştirilmiş bulunduğunu da gözlemliyoruz. Geçirilen sıkıntılı siyasal sürecinin kendilerinde yaratmış olduğu etkiyi kendi süzgeçlerinden geçirerek gerçeklikten ırak doğa ötesi ve soyut bir halde tasvir etmişlerdir. Bu yüzden bu zamanda çekilen dışavurumcu beyaz perdede trajedi, ürkütücü ve kaos göze çarpmaktadır.

Ziya ve gölge arasındaki kontrast sert, dekorlar suni, erkek oyuncu ve aktrislerin abartılı rol yapma hali ve gerçek olmayan bir gezegende gezinen kameranın gereğinden fazla üslubu devrin özelliklerini belirler. Filmlerde çarpık, yamuk, tabiat dışı objeler, yamulmuş ağaçlar, bükülmüş dağlar, göğe uzanan çatılar, koyu makyaj ve ak yüzler kullanarak anlatıyı soyutlaştırmaya çalışmışlardır. Böylece, ürkütücü ve dehşetin yansıtıldığı bu filmler seyirciye bir kâbusun içindeymiş izlenimi vermekteydi.

Alman Sineması Erken Dönem Dışavurumculuğu

Erken dönem dışavurumculuğun en mühim yönetmeni Robert Wiene, orta zamanda ise Fritz Lang ve Friedrich Wilhelm Murnau‘dur. Fritz Lang’ın mimar olması ve Murnau’nun da tiyatrocu, filolog ve sanat-tarihçisi olması bu süreci son derece etkilemiştir. Fritz Lang, bilim-kurgu türünün ilk dikkat edilmesi gereken örneklerini uygulayarak, mimar ve ressam olmasının da tesiri ile görsel beceri sahasında da üstünlüğünü beyaz perdede kanıtlamış bir yönetmendir.

Murnau ise, Almanya’nın en büyük beyaz perde sanatçılarını yetiştiren Reinhard’ın yanında yetişere uzun bir süre oyunculuk yapmış ve harp sonrası yönetmenliğe geçmiştir. Murnau dahil mekân çekimlerini dış mekan çekimlerini ustalıkla birbirine bağlar ve birbirleri ile ilişik olmayan tabiat görüntülerini izleyicinin zihninde tamamlayacak biçimde birleştirmesi ve kamerayı özgürce kullanımı ile ünlüdür.

Alman sineması devrin en popüler filmleri :
  • Das Cabinet Des Dr. Caligari (Robert Wiene, 1920)
  • Das Testament Der Dr. Mabuse (Fritz Lang, 1933)
  • Metropolis (Fritz Lang, 1926)
  • M (Fritz Lang, 1931)
  • Mistery Of Far (Fritz Lang, 1944)
  • Der Golem Wie Er In Welt Kom (Paul Wegener, 1920)
  • Der Student Von Pragu (Paul Wegener, 1913)
  • Homonculus (Otto Rippert, 1916)
  • Nosferatu, Eine Symphonie Des Gravens (F.W.Murnau, 1922)

1920’lerin sonlarına doğru gerek seyirciler gerekse de yapımcılar üstünde dışavurumculuk yavaş yavaş yapacağı tesiri yitirmeye başlayınca gerçek üstücü anlatımın yerini doğala yakın anlatımlara bıraktığı Oda Tiyatrosu geleneğinden esinlenilmiş ‘Kammerspiel’ isminde olan filmler çekilmiştir. Azca sayıda karakter ve abartısız dekorun görüldüğü bu filmlerde anlatı dili de yalındır. Hitler’in 1933 senesinde iktidara gelmesiyle Nasyonal Toplumcu rejim yıllarında Alman film endüstrisi köklü değişimlere uğramıştır.

Öteki Avrupa devletlerinde de görüldüğü suretiyle mesela İspanya’da Franco süreci, İtalya’da Mussolini döneminde gözlemlendiği benzer biçimde Almanya’da da baskıcı rejim döneminde beyaz perde devlet tarafınca yönlendirilebilen bir propaganda aracına dönüşmüştür. Savaşın ekonomiyi çöküntüye uğrattığı bu dönemlerde Alman sineması ekonomideki çöküşe paralele olarak düşük bütçeli ve sembolizmi en gerekli alan bununla beraber mizansenlere dayanan kendine özgü bir dışavurumculuk stili geliştirildi.

Alman Sineması ve Propaganda Filmleri

Nazi Almanyası’nın Nazi Propaganda Bakanlığında “Beyazperde Bakanı” olarak vasıflandırılan Goebbels, diyar içindeki bütün kitlesel yazışma araçlarının kontrolünü ele geçirdiği benzer biçimde sinemayı da tek eline almış durumda idi. Nazi rejimine karşı tehdit olarak görmüş olduğu bütün filmleri sansürledi veyahut yayından kaldırdı. Eleştirinin Goebbels direktifiyle tamamı ile sansürlenmesi de beyaz perdenin propaganda amacıyla şekillendirilişinin bir parçasıydı ve böylece kitleleri yönlendirebilecek bir otomobil her kısmıyla devlet kontrolüne geçti.

Diyar sineması bundan böyle bir bütün olarak otokrat bir devletçilik düşüncesi ile yönetildiğinden rastgele bir eleştirel yorumun getirilmesi 1936 seneyi itibariyle bir bütün olarak yasaklandı. Goebbels, beyaz perdenin popülaritesi ve kitleler üstündeki uyarıcı yapacağı tesiri yasaklar ile yön vererek nasyonal sosyalizm çıkarları uğruna kullanmaya sürdü. O şekilde ki değişik sanat dallarında birbirine benzemekte temalar ile işlenerek halkın arileştikçe güçleneceği fikri halka empoze ediliyordu. Bu zamanda bilhassa edebiyatın nasyonal yönde evrildiği ve hatta sosyolojik analizlerin bile ‘insan’dan çıkıp ari bir soy bünyesindeki antropolojik çalışmalara yönlendirildiği gözlemlenmiştir.

Baskıcı rejimlerin yönetimde olduğu dönemlerde izlenen ve sinemayı da son derece etkili olarak içine alan modernizmin sağlamlaştırdığı teknolojik medya araçlarını kullanarak halk üstünde bir idrak oluşturma fikri; ve bu baskı rejiminin bu alanlarda sanat çerçevesinden dışa çıkarak kitlesel araçların toplumlar üstündeki yön vericiliğini nasıl kendi çıkarları doğrultusunda kullandığının en iyi örnekleridir. Bu zamanda baskı öyleki bir durum almıştı ki İngiliz ve Amerikan filmleri tümü ile yasaklanmıştı.

Eleştirinin de yasaklanması üstüne çekilen filmler Alman filmi eleştirmenler tarafınca fena olarak nitelendirilememiştir. Nazi rejimi altında varlığını sürdürmeye işçi Alman sineması, baskıcı ve faşist yönetiminden kan kaybederek geçmiştir. Birden çok direktör, teknik eleman ve artist Yahudi kökenli oluşları ve insanlık dışı uygulamalara karşı bireysel başkaldırıları nedeniyle vatan dışına göçmek zorunda bırakılmıştır.

Harp sonrası Alman Sineması

Harp sonrası Alman sinemasında harp sonrasındaki çaresizliği ve vatansızlığı tema olarak alan sadece rastgele bir toplumsal olgu üstünde sorgulama ve yeni bir yol üretemeyen ve ‘Yıkıntı Filmleri’ olarak isimlendirilen ‘Trümmerfilme’ türüne ilişkin filmlerin vizyonu hakim olmuştur. Alman sineması 1950’li yılların sonlarına kadar öteki diyar sinemalarından hem güzel duyu aynı zamanda içerik bakımından art kalmasının sebebi bu zamanda bir ülkenin yakın siyasal zamanı ile dahil hesaplaşması olarak nitelendirilebilir. ‘Yıkıntı Sineması’nın dahil karartıcılığından uzaklaşma adına bu zamanda eğlenceye dayalı, diyar güzelliklerinin işlendiği mahalli müziklerin kullanıldığı saf aşk temalı filmler çekilmiştir.

‘Yurt Filmleri’ olarak isimlendirilen bu filmler melodram türüne yakın ürünler ortaya koyarken bununla beraber içinde bir aşk hikayesi barındırıldı. 1950’li yıllarının sonunda Alman sinemasının kriz süreci olarak nitelendirilebilir. İkiye bölünen Almanya’da birden çok yapım şirketi batkı etmiştir harp sonrası dönem olmasının yanında ayrıca bu zamanda gelişen teknoloji ile birlikte televizyonun evlere kadar girmiş olması da faktördür. Sanatla alakalı ve güzel duyu anlamda kendini büyütmek olgunlaştırmak hususunda art kalmış olan Alman sineması televizyonla rekabet edecek konumda olamamıştır.

Berlin Duvarı yıkılana kadar geçe süreçte Sovyet işgal bölgesinde (Şark Almanya‘da) devletin onayı ile çekilen ve finansal kaynağının devletten sağlandığı görünürde sansürün olmadığı sadece tekelden bir tasdik ile çekilen filmler gözlemlenirken İtalya-Fransa-Amerika İşgal bölgesi olan Garp Almanya’da UFC isminde tek el şirkete işgal güçleri hakim olmuştur. Yürürlükte var olan ve yabancı film ihracatını kısıtlayan yasal düzenlemesi iptal edilmiştir ki bu girişim Amerikan MPAA (Motion Picture Association of America) kurumunun yoğun lobi faaliyetleri olanakları sayesinde gerçekleşmiştir ve garp kanadında bu yüzden bu süreçte daha azca Alman filmi üretilmiştir.

Alman Sinemasının Yenilenme Aşaması

İkinci Dünya Savaşı sonrası bu duraklama ve çöküş döneminden Alman sinemasının sıyrılması genç Alman yönetmenlerin Fransız Sineması’ndaki Yeni Dalga akımından etkilenerek kafa kaldırı gösterdikleri 1962 senesinde 28 Şubat tarihinde 8. Garp Almanya Kısa Filmleri Günleri’nde Oberhausen Manifesto Bildirgesi’nde Babamızın Sineması Öldü!” sloganını dile getirmeleri ile Alman sinemasının yenilenme aşaması başlatılmaktadır.

Schlöndorff, Fassbinder ve Herzog, hem Alman aynı zamanda dünya beyaz perde tarihinde isimlerini duyurmayı başaran yönetmenlerdir ve eserlerindeki en belirgin vasıf, toplumsal olgu ve vakalara eleştirel ve kendine güvenen bir üslupla yaklaşmalarıdır. Kendilerini auteur sinemacılar olarak nitelendiren bu yeni dalga Alman sinemacılarının birincil hedefi, Alman sinemasının yenilenmesidir. Bu yüzden eski geleneğe ilişkin olan bütün teknik ve kurgusal ögeleri reddederler ve senaryo, kamera ve kurgu benzer biçimde bütün sanat içerikli işlevlerin, kendilerinin kontrolü altında olmasına itina gösterirler.

Onlara gore bir film, yönetmeninin bireysel sanat eseridir. Yeni Alman Dalgası dönemine ilişkin tipik eserler içinde Abschied von Gestern, Es, Zur Sache, SchätzchenJagdszenen aus Niederbayern ve Die verlorene Ehre der Katharina Blum filmleri gösterilmektedir. 1980’li yıllarda toplumun talebine karşılık veren eğlenceye yönelik yapımlar alaka görmektedir. Lakırdı konusu yıllarda absürd filmler ve yıldızı parlayan Thomas Gottschalk, Mike Krüger veya Otto Waalkes benzer biçimde komedyenlerin filmleri beğeniyle izlenmektedir.

Alman Sinemasında Türk Yönetmenlerin Tesiri

Alman sinemasının yabancı kökenli yönetmenleri ile ulusal ve internasyonal alanda başarı elde etmiş olduğu seneler 1990’lardır. Bilhassa Alman sinemasında etkin rol oynayan Türk kökenli Alman yönetmenlerin başlangıcında Tevfik Başer gelmektedir. Bu ortak yapım filmler 1960 senesinde Tevfik Başer’in ’40 Quadratmeter Deutschland’ filminden sonrasında bugünkü durumuna kadar büyük bir gelişim ve dönüşüm göstermektedir. Yakın geçmişimizde ise Fatih Akın‘ın Altın Ayı ödülünü kazanan ‘Duvara Karşı’ (2004) ve ‘Karşı Sahil‘ (2007) filmleri ile Yasemin Samdereli’nin 2011 yılında yapılmış Almanya- Almanya’ya Sefalar getirdiniz filmi ile evrilmeye devam etmektedir.

Günümüz şartlarında Almanya’da Münih Film Festivali, Oberhausener Kısa Film Günleri veya Berlin Internasyonal Film Festivali benzer biçimde meydana gelen organizasyonlar Alman sinemasının ati yıllarda da adından sıkça bahsettirecek gelişimlere zemin hazırlamaktadır. Sizler için Alman sinemasının birbirinden alaka çekici 25 tane filmini listeledik. (Sıralama, alfabetik olarak sıralanmıştır.)

Auf der anderen Seite / Yaşamın Kıyısında (2007)

Auf der anderen Seite / Yaşamın Kıyısında (2007)
Alman Sineması – Auf der anderen Seite / Yaşamın Kıyısında (2007)

Yaşamın Kıyısında, 2007 Türk-Alman yapımı Fatih Akın filmidir. Yeni Alman sinemasında Türk etkisinden yukarıda bahsetmiştik. Ayrıca Fatih Akın’ı listeye almamış olmamız düşünülemezdi sanırım. Almanya adına Oscar’a Aday Gösterilen film Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “Ekümenik seçici kurul Ödülü”nü kazanmıştır. İki örgüsel nitelikteki paralel kurgunun yarattığı kesişen altı hikâyeden meydana gelen bir tesadüf filmidir demek mümkün. Bu iki paralel hikaye Bremen ve İstanbul’daki 1 mayıs gösterileri ile başlamaktadır.

Filmin politik göndermeleri olsa da politik bir duruşu olmadığı aşikar. Almanya’daki etik yozlaşmalardan, İstanbul’daki sokak çocuklarına, solculara, Ali dedenin cinsel dürtülerine, Karadeniz’deki kanser vakalarına, anne kız ilişkisinden ülkede mevcud hakkaniyet sistemine kadar uzanan değişik perspektiflerde eleştirileri yalnızca karakterlerin yaşamış olduğu durumlar üstünden özetleyen yaşamın tam da kıyısında, derinine inmeden vaka üstünden bizlere aktaran filmdir.

Berlin: Die Sinfonie der Großstadt / Berlin: Büyük Bir Şehrin Senfonisi (1927)

Alman Sineması - Berlin: Die Sinfonie der Großstadt / Berlin: Büyük Bir Şehrin Senfonisi (1927)
Alman Sineması – Berlin: Die Sinfonie der Großstadt / Berlin: Büyük Bir Şehrin Senfonisi (1927)

Weimar süreci Almanya’sında başşehir Berlin’in tüm gün devam eden kafa döndürücü yaşamına tanıklık ettiğimiz Sovyet montaj tekniğine münasip avangart vasıf gösteren bir filmdir. Lightmotif sahne geçişlerinin gözlemlendiği film de Berlin Kentini tek bir nesne olarak kabul eder ve beş bölümden meydana gelen biyografi durumunda bir yapımdır.

Das Boot / Denizaltı (1981)

Alman Sineması - Das Boot / Denizaltı (1981)
Alman Sineması – Das Boot / Denizaltı (1981)

Wolfgang Petersen’in yönettiği 1981 yılında yapılmış epik bir savaş konulu bir filmdir. İkinci Dünya Savaşı’nı Almanlar’ın bakış açısından seyrettiğimiz ilk film olma hususi durumunu taşır. Savaşı Almanların bakış açısından yansıtmasının yanında ayrıca bu filmimizde öteki Alman harp filmlerinde geçen Nazi temasını ve vurgularını oldukca göremezsiniz. Filmin teması savaşın kendisinden ziyade insan üstündeki etkileridir.

Film, İkinci Dünya Savaşı esnasında ağırlıklı olarak bir Alman denizaltısı olan U-96’da geçer. Hususi bir operasyon ile İngiliz savunmasına saldırmaya hazırlanan Alman denizaltısı, hedefine yaklaştığı sırada İngiliz atağıyla karşılaşır ve denizaltı mürettebatı bu güç durumdan kurtulmaya çalışır.

1979-1981 yılları aralığında, ortalama 1 senede çekilen filmimizde denizaltı benzer biçimde dar ve kapalı bir mekânda aylarca işçi oyuncuların mürettebatın yaşadıklarını yansıtmalarında mühim bir öğe olduğu tahmin edilmektir. bundan farklı olarak bu dar alanda meydana getirilen çekimler seyirciyi sanki deniz altındaymışçasına içine alır. 1983 senesinde En İyi Direktör, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni ve teknik dallarda efekt, kurgu ve ses için 6 Oscar adaylı almıştır.

Das Cabinet Des Dr. Caligari / Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (1920)

Alman sineması - Das Cabinet Des Dr. Caligari / Dr. Caligari'nin Muayenehanesi (1920)
Alman Sineması – Das Cabinet Des Dr. Caligari / Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (1920)

Bu film bünyesinde ilkleri barındırması sebebi ile beyaz perde tarihinde mühim bir yere haizdir. Hatta bu film bir akım halini almış ve uzunca bir süre caligarizm olarak adlandırılmıştır. Kurgu ve kamera kullanımıyla büyük ses getiren film, sessiz beyaz perde sürecinin kafa yapıtları içinde yerini almıştır.

Filmimizde Alman toplumunun toplumsal sıkıntılarını karabasan şeklinde yansıtmıştır. Nesnel anlatımdan öznel anlatıma geçiş net bir halde gözlemlenir. Film, minik bir Alman kasabası olan Holstenwall’da işlenen esrarengiz seri cinayetleri Francis adlı genç bir insanın bakış açısından bizlere yansıtır.

Das Experiment / tecrübe (2007)

Alman Sineması - Das Experiment / Deney (2007)
Alman Sineması – Das Experiment / tecrübe (2007)

Oliver Hirschbiegel tarafınca yönetilen ve Stanford hapishane deneyini mevzu, bahis mevzu, bahis alan gerilim konulu bir filmdir. Milgram deneyini birazcık modifiye ederek seyircilere sunan Alman yapımı bir film. Tarek Fahd, gazetecilik ve şoförlük icra eden bir adamdır. Bigün bir ilana denk gelmektedir. İlanda; bir araştırma şirketinin insanoğlu üstünde yapacağı bir tecrübe için denek arandığı yazar. Bu duyuru hem havadis, bilgi, salık niteliği taşımaktadır aynı zamanda ona para kazandıracaktır.

Yapılacak olan tecrübe bir hapishanede geçmektedir. Denekler gardiyan ve mahkum olarak iki gruba ayrılarak ilim adamları tarafınca gözlemleneceklerdir. Vakalar öyleki bir durum alır ki tecrübe gerçeğe dönüşür. İktidar yok olur otorite yer değiştirir ve sertlik ortaya çıkar. Adım adım ilerleyen kurgusu ile her anında gerilimi hissedeceğiniz bir başyapıttır. Film, 2001 Almanya Bavyera Film Ödülleri’nde “En İyi Direktör”, “En İyi Senaryo” ve “En İyi Görüntü” ödüllerini, Torino’da da “Turin Hususi Ödülü”nü almıştır.

Das Leben Der Anderen / Başkalarının Yaşamı (2006)

Alman Sineması - Das Leben Der Anderen / Başkalarının Hayatı (2006)
Alman Sineması – Das Leben Der Anderen / Başkalarının Yaşamı (2006)

2006 Almanya yapımı trajik dönem filmidir. İki sanatçıyı seyretmek ve dinlemekle görevli gizli saklı servis yetkilisinin bu süreçte nasıl değiştiğini konu alıyor. Kullanılan mekânlar ve renkler ile Almanya’nın o dönemki halini kolay ve etkisinde bırakan bir üslupla özetleyen filmdir. Film politik olarak okunabilecek iken bir taraftan da içsel bir dönüşümü mevzu, bahis ediniyor.

Hükümete koşulsuz bağlı bir insanın bu iki sanatçıyı fişlerken nasıl bir değişiklik geçirdiğine tanıklık etmemizi sağlıyor. Şark-Garp Almanya siyasetinin ve politik bir görüş açısı olarak komünizmin etkilerini yansıtmanın yanında başkalarının yaşamını izlerken kendini sorgulama sürecinde müziğin tiyatronun ve kitapların (Brecht’e bir merhaba gönderiyor) yardımı ile bir insan hayatındaki varoluşsal sorgulamaları da göz önüne sağlıyor.

Das Testament Des Dr. Mabuse / Dr. Mabuse’nin Vasiyeti (1933)

Das Testament Des Dr. Mabuse / Dr. Mabuse'nin Vasiyeti (1933)
Alman Sineması – Das Testament Des Dr. Mabuse / Dr. Mabuse’nin Vasiyeti (1933)

Lang’ın bir öteki unutulmaz filmi olan Dr. Mabuse’nin Vasiyeti, Nazi propaganda bakanlığı tarafınca sakıncalı görülerek yasaklanan sürrealist beyaz perdenin film-noir ile birleşmesinin güzel bir örneğidir. İnsanları psişik güçlerini kullanarak hipnoz metodu ile suça teşvik eden Dr. Mabuse’nin öyküsünü anlatır. Dr. Mabuse bu psişik güçlerini kumar masalarında kullanarak bir servet elde ederken öteki taraftan suçlulardan meydana gelen örgütü: Spoerri isminde bir kokain bağımlısı, tetikçisi ve şoförü Georg, Hawasch, Fine ve kendisine aşık olan Cara Carozza’yı farklı suçlara teşvik eder.

binaenaleyh bu davayı araştırmaya koyulan Berlin polis müfettişi tüm delillerin senelerden beri us hastanesinde yatmakta olan Dr. Mabuse’yi, işaret ettiğinin farkına varır. Ondan sonra devam filmleri çekilen Dr. Mabuse ise, ilk yayınlandığı tarihten itibaren unutulmaz bir ürkütücü figürü olarak beyaz perde tarihindeki yerini almıştır.

Das Weisse Bant / Ak Bant (2009)

Almanya Sineması - Das Weisse Bant / Beyaz Bant (2009)
Alman Sineması – Das Weisse Bant / Ak Bant (2009)

Ak Bant, Michael Haneke tarafınca yazılan ve yönetilen 2009 yılında yapılmış kara ak filmdir. Direktör filmin kara ak oluşu hakkında o yılları kara ak fotoğraflar ve filmlerden anımsamaya çalıştıklarını ve bu yüzden idrak için mühim bir etki bulunduğunu dile getirmiştir. Bu vaziyet bir çeşit sinematografik nostalji olarak tanımlanabilir. Yönetmenin bu filmini öteki filmlerinden ayıran bir vasfı ise filmin anne karakterlerden önde gelen genç köy öğretmeni tarafınca anlatmasıdır.

Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’da bir köyde geçen film, ebeveynlerin cahillikleri ve dinin baskısı altında yetiştirilen bir grup çocuğun öyküsünü konu alıyor. Aslına bakarsak bu minik köy üstünden yola çıkarak Almanya’nın harp öncesi zamanda, içinde bulunmuş olduğu sosyolojik tabloyu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

Totaliter rejimin en minik yerleşim birimlerine kadar nasıl işlediğini, kabahat ve ceza kavramlarının nasıl şekillendiğini, en önemlisi Hitler’i seçen halkın nasıl bir zeminden geldiğini fısıldıyor film bizlere. Pederin masumiyetini yitirdiğini düşündüğü evlatların kollarına taktığı ak bant (filme de adını veren unsur) masumiyeti hatırlatması ve günah işlemekten ırak durmaları için ufaklıklara takıyor. Gelin görün ki bu unsur onlarda kabahat işlemeyi ve ceza-nefret duygusunu körüklemekten öteye gidemiyor.

Der Himmel Über Berlin / Berlin Üstündeki Sema (1987)

Alman Sineması - Der Himmel Über Berlin / Berlin Üzerindeki Gökyüzü (1987)
Alman Sineması – Der Himmel Über Berlin / Berlin Üstündeki Sema (1987)

Wim Wenders’in yönettiği ve senaristliğini Wim Wenders ile Peter Handke’nin beraber yazdıkları 1987 seneyi yapımı şiirsel fantastik filmdir. Melek olmaktan sıkılan Demial’in (Bruno Ganz), harp sonrası tanık olduğu tüm acılara karşın insan olmayı istemesi ve bu aşaması mevzu, bahis alır. Bir hanıma duyduğu arzunun aşka dönüşmesi ile insan olmaya başlamış olan Damiel’in hikayesi salt bir aşk hikayesi değildir.

Yaşamın sıradanlığını ve basitliğini melek Damiel’in bakış açısından etkisinde bırakan bir halde işleyen fantastik bir varoluşçu hikâye olmasının yanında aşk hikâyesini de izleyici ile paylaşan filmdir. Olaylardan oldukca monolog ve diyaloglara dayanan güçlü bir metne haizdir. Filmin ortalama dörtte üçlük doğrusu 1,5 saatlik kısmı kara ak çekimdir. Kara-beyaz ve renkli sekansların bir arada kullanılmasının sebebi meleklere ilişkin olan ile insani olan içinde bir fark yaratmaktır. Film yönetmene 1987 senesinde Cannes Film Festivali’nde “En İyi Direktör” ödülünü kazandırmıştır.

Der Letzte Mann / nihayet Adam (1924)

Alman Sineması - Der Letzte Mann / Son Adam (1924)
Alman Sineması – Der Letzte Mann / nihayet Adam (1924)

nihayet Adam, 1924 Almanya yapımı kara ak trajik filmdir. Örneksiz adı Der Letzte Mann’dir. Alman sinemasının yaratıcı sinemacısı F.W. Murnau, yönettiği bu kült film çevrildiği yıllarda o zamana kadarki en iyi film olarak nitelendirilmiştir. Periyodunun teknik imkânlarını zorlayarak ilklere imza atmış bu sessiz filmimizde hür kamera tekniğinin ilk örneklerinden biridir.

Berlin’de bir otelde işçi üniformalı bir görevlinin hikâyesini anlatır. Giydirilmiş olduğu üniforma onun yaşamış olduğu çevrede mühim bir görüntü olmuş pozisyondadır. Bu insanın işten atılması ile tüm her şey değişmiş olur. Aslına bakarsak varlığını kıymetli kılan tek şeyin üniforması bulunduğunu anlamış olur ve üniforması onu terk edince nelerin de terk ettiğini bizlere seyretme şansı sunar.

Der Untergang / Çöküş (2004)

Alman sineması - Der Untergang / Çöküş (2004)
Alman Sineması – Der Untergang / Çöküş (2004)

Çöküş, 1945 seneyi Nazi Almanya’sında Adolf Hitler’in nihayet günlerini ve Berlin’in düşüşünü özetleyen 2004 yılında yapılmış Almanya filmidir. Bir çok II.Dünya Savaşı filmi Yahudilere meydana getirilen baskıyı mevzu, bahis alırken bu film daha oldukca Hitler ve yakın çevresindekilerin ruh halini ve II.Dünya Savaşı’nın nihayet günlerindeki Almanya’nın ruh halini de anlatır. Bir karargâhta geçen filmi izlerken karargâhın içinde değişik bir göz olarak hikâyenin içine çekildiğinizi hissederseniz.

Adolf Hitler’in ölümüne dek yanında var olan hususi sekreteri Traudl Junge bununla beraber filmin anlatıcısıdır. Bu anlatış biçimi yaşanmışlık ve gerçeklik hissini daha da ön plana çıkartır. Hitlerin insancıl bir üslupla ele alındığı Bu film Almanya’da bir süre münakaşaya mahal vermiştir. Film ile unutulmaması ihtiyaç duyulan bir teferruat da Bruno Ganz’ın Adolf Hitler rolünü canlandıran senelerce hatırlanası bir performans göstermiş olmasıdır. Başka bir açıdan savaşın nihayet zamanlarına göz uzaklaştırmak dileyen herkese tavsiyemizdir.

Die Abenteuer des Prinzen Achmed / Prens Ahmed’in Maceraları (1926)

Alman sineması - Die Abenteuer des Prinzen Achmed / Prens Ahmed'in Maceraları (1926)
Alman Sineması – Die Abenteuer des Prinzen Achmed / Prens Ahmed’in Maceraları (1926)

Gölge tiyatrosu ve 3D sinemasının önderlerinden önde gelen Lotte Reiniger’in yönettiği 1926 yapımı animasyon konulu bir filmdir. 3D severlerin mutlak surette kaçırmaması ihtiyaç duyulan film, silhouette film tekniği ile çekilen beyaz perde tarihinin ilk uzun metrajlı animasyonlarından biridir. Karakterleri silüetler şeklinde yansıtır ve bu siluetlerden karakterleri ayırt edebilmenizi sağlar.

1001 gece masallarını çağrıştıran prens Ahmed’in esrarengiz yolculuğuna götürüyor. Prens, bir büyücünün aklına girmesiyle büyülü bir atla yolculuğa çıkmaya karar verir. Böylece uçan atıyla farklı maceralara atılır. Tüm bu vakaları mistik-oryantalist bir ifade ile 67 dakikaya sığdıran naif bir 3D filmi.

Die Blechtrommel / Teneke Trompet (1979)

Alman Sineması - Die Blechtrommel / Teneke Trompet (1979)
Alman Sineması – Die Blechtrommel / Teneke Trompet (1979)

1979 senesinde Volker Schlöndorff yönetmenliğinde çekilen film, 1980 senesinde Oscar’ı, tekrar benzer sene Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü iç oluş suretiyle toplamda 13 ödülün sahibidir. 20’li yıllarda Almanya’da anası ve hangisinin babası bulunduğunu bilmediği erkekle benzer evde yaşayan Oscar adlı çocuğun merkezinde Almanya-Polonya hattında geçen bir hikâye.

Bu hikâyeyi enteresan kılan şey ise yaşamış olduğu bölgedeki yozlaşmaya ve çarpık ilişkilere tepki olarak 3. ıslak gününde teneke bir trampet armağan edilmesini takiben anne rahmine dönüş yapmak isteyen Oscar’ın bunu yapamayacağını anladığı vakit büyümeyi reddederek durmasını mevzu, bahis alıyor. Yakın çevresindeki bu alaylara paralel olarak ülkede Nazizmin yükselişine ve savaşın ilk yıllarına şahitlik ediyor. Film olayı açıklamak ve iç yüzünü göstermek istediğini büyümeyi reddeden bir çocuk metaforu üstünden vermekte ve bu görevi hafızalara kazıyan 12 yaşındaki artist Bennent ne olursa olsun seyredilmeli…

Die Fälscher / Kalpazanlar (2007)

Alman Sineması - Die Fälscher / Kalpazanlar (2007)
Alman Sineması – Die Fälscher / Kalpazanlar (2007)

Öteki İkinci Dünya Savaşı filmlerinden değişik olarak Alman Nazi Partisi’nin 1936’da gerçekleştirdiği bir kalpazanlık hikâyesini izlemeye ne dersiniz? Alman Nazi Partisi’nin İkinci Dünya Savaşı esnasında toplama kamplarında var olan Yahudi matbaacıları düzmece sterlin ve dolar basımında kullanılarak İngiltere, Amerika ekonomisini çökertme girişimini mevzu, bahis alan film “Kalpazanlar Kralı” Salomon Sorowitsch’in Berlin’de Müfettiş Herzog tarafınca tutuklanması ile adım atar.

Öteki birden çok yetkin ve uzman suçlu benzer biçimde, Sorowitsch de toplama kampına yollanır sadece burası düzgüsel bir toplama kampı değildir. Orada olmalarının bir gayesi olduğu bilinmektedir. Harp ve kan görüntüleri olmadan ince ince işlenen bir harp süreci filmi, savaşın başka bir yüzü…

Die fetten Jahre sind vorbei / Edukators / Eğitmenler (2005)

Alman Sineması - Die fetten Jahre sind vorbei / Edukators / Eğitmenler (2005)
Alman Sineması – Die fetten Jahre sind vorbei / Edukators / Eğitmenler (2005)

Yönetmenliğini Hans Weingartner yapmış olduğu 2005 seneyi Alman filmidir. Jule, adam arkadaşı Peter ve yakın dostu Jan adlı Berlinli üç anti-kapitalist gencin, antikapitalist bir görüş açısı ile zenginliğe, lükse ve burjuvaziye karşı değişik bir isyan ve savaşma yöntemini aktarıyor.

Zenginden alıp fakire verme Robin Hood’luk yerine onların eşyalarını belirli sitemler ile değiştirerek kaotik bir ortam oluşturuyorlar. Sisteme karşı eleştiri yapmaktan kaçınmayan film bunun yanında mizahi unsurları ve güzel müzikleri de ilave ederek sürükleyici ve alaka çekici bir Alman filmi olarak seyirciye sağlıyor.

Die Welle / Tehlikeli Oyun (2008)

Alman Sineması – Die Welle / Tehlikeli Oyun (2008)

Morton Rhue’nin The Wave / Dalga isminde kitabından uyarlanan ve direktör koltuğunda Dennis Gansel’in bulunmuş olduğu film, nihayet dönem Alman sinemasının güzel örnekleri arasındadır. Politika dersleri esnasında topluma faşizmin nasıl yayılabileceğini öğrencilerine deneysel bir yolla anlatmaya işçi bir öğretmen ve bu deneysellikten etkilenen ve kendilerine Dalga adını veren birkaç talebe ile başlamış olan enteresan oluşumun öğretmenin kontrolünden çıkarak mektep sınırlarının dışına taşmasını ve bütün şehri etkilemeye başlamasını mevzu, bahis alır.

Dalga hareketi o denli büyümüş ve negatif durum almıştır ki öğretmen bununla savaşmak zorundadır. “İtaat yapmak eylemek ne kadar basit ve yayılıcıdır oysa ki kafa yükü kaldırmak?” sorusunu size sordurtur.

Drei / Üç (2010)

Alman Sineması – Drei / Üç (2010)

‘Üç’; ‘Perfume: The Story of a Murderer’ ve ‘The International’ benzer biçimde büyük internasyonal yapımlardan sonrasında bu sefer daha değişik bir mevzu, bahis seçerek queer temasını işleyen meşhur direktör Tom Tykwer’ın 2010 yılında yapılmış filmidir. Hanna ve Simon Berlin’de yaşayan bir çifttir. Hannah ve sanat teknisyeni olan Simon, beraber 20 senedir kültürlü ve çağdaş bir münasebet sürdürmektedirler. Amma ve lakin 20 sene sonrasında ilişkileri durgunlaşmaya adım atar, bigün Adam’la tanışırlar ve hayatları değişmiş olur.

Her ikisi de Adam’a aşık olmuşlardır. Queer temalı bir çok filmler bisexuel karakterler ve onların nazar açısını yansıtmanın telaşı içindeyken, Tykwer 30 sene sonrasında cinsel kimliğin bulanıklaşması mevzusunu işlemeyi tercih etmiş ve bunu yer yer güldürü ile desteklemiştir.

Good Bye Lenin! / Elveda Lenin! (2003)

Alman Sineması – Good Bye Lenin! / Elveda Lenin! (2003)

2003 Avrupa Film Akademisi’nin En İyi Avrupa Filmi ödülünü kazanan filmin direktör koltuğunda Wolfgang Becker otururken, başrollerinde Daniel Brühl, Katrin Saß ve Chulpan Khamatova içeriyor. Film 89 Şark Almanya’sında oğlunu Berlin Duvarı’na karşı, sınırların olmaması fikriyle meydana getirilen bir yürüyüşte tutuklanmak suretiyle iken gören ve o anda geçirdiği hastalık neticesinde sekiz ay komada kalan Christiane ve oğlunun hikâyesini anlatır.

Komada kalmış olduğu süreçte politik düzende gerçekleşen değişimlerden bir havadis, bilgi, salık olan Demokratik Alman Cumhuriyeti destekçisi toplumcu anne Christina’nın doktoru oğluna annesinin rastgele bir üzüntü ve anlık sok durumda dirimsel tehlikeye düşebileceğini söylemesi üstüne Alex, annesine onun hatırlamış olduğu türden otonom bir dünya yapmaya çabalaması ile devam eder.

Sosyalizm ve kapitalizmin dahil içe geçmiş olduğu hareket sürecinde geçen film politik ve ideolojik bir kaygı gütmeden yaşanmış olan dönemdeki konjonktüre ilişkin bilgileri kendi meydana getirdiği sıcacık ve şefkatli kurguya naif dokunuşlar olarak kullanıyor. bundan farklı olarak bir naif teferruat da filmin müziklerinde Amelie filmi ile büyük alaka toplayan Yann Tiersen imzası.

Lola Rennt / Koş Lola Koş (1998)

Alman Sineması – Lola Rennt / Koş Lola Koş (1998)

Tom Tykwer’ın yönettiği 1998 Almanya yapımı filmdir. Lola ve Manni’nin hayatlarının yirmi dakikasını seksen dakikada anlatır. Birbirini seven Manni ve Lola çiftinden Manni’nin mafyaya 100.000 Mark değerinde borcu olduğu bilinmektedir. Film sevgilisini oldukca seven Lola’nın 20 dakika içinde bu parayı bulmaya çalışmasını mevzu, bahis alır. Benzer vakası üç kez tekrarlar.

M (1931)

Alman Sineması – M (1931)

Bir kent katilini arıyor. 1931 Almanya yapımı ruhsal gerilim konulu bir filmdir. Örneksiz adı M.’dir. Filmin direktör koltuğunda Alman sinemasının en mühim ve meşhur yönetmenlerinden olan Fritz Lang oturmaktadır. Film bununla beraber beyaz perde tarihinin ilk sesli filmlerinden birisi olma vasfı taşır. Film-noir türünün en güzel örneklerinden biridir. Polisler Berlin’de beliren ve yalnızca evlatları öldüren seri katili durdurmak için çalışmaya adım atar.

Polislerin devamlı şehirde gezmesinden rahatsız olan kabahat örgütleri ise katili polislerden evvel yakalar. Kabahat örgütü, mağdur insanları da arkasına alarak kendi mahkemesini kuracak ve suçluyu burada yargılayacaktır. Mahkeme sahnesi bu filmle ilgili en çok bahsedilen sahnedir. Katil Beckert ruhsal olarak hastadır ve cinayetleri istem dışı işlemiş bulunduğunu kabul eder.

Suçun şahsiliği/toplumsallığı üstünden hakkaniyet ve terbiye kavramlarını münakaşaya açan oldukca katmanlı bir kafa yapıttır. Mekânlar stüdyoda yaratılmış ve ziya ve gölgenin etkisinde bırakan kullanımları ile bir tüm haline gelmiştir.

Mephisto (1981)

Alman Sineması – Mephisto (1981)

Macar direktör István Szabó’nun başyapıtı olan ‘Mephisto’ filmi, meşhur Alman yazar Goethe’nin hayatından mutsuz olan tabip Faust’un başarı ve dünyevi zevkler karşılığında kendi ruhunu bırakarak Mephisto (Cin) ile bir antak kalma imzalamasını mevzu, bahis alan meşhur eseri Faust ile benzemekte bir öykü sağlıyor. Alman tiyatro oyuncusu Hendrik Höfgen, meşhur Almanya’nın seçim öncesi döneminde ulusal parti iktidara ulaşmadan önce, tiyatro oyunlarında rol almakta ve sanatçının ünü giderek artmaktadır.

Nasyonal Toplumcu Parti’nin (Nazilerin) iktidara gelmesi ile baskı rejiminde, pek oldukca arkadaşı ve sevilmiş olduğu insan Nazi terörüne maruz kalır ve bir bir çok ülkeyi terk ederken Hendrik Höfgen onu yakalayan sahnede olma tutkusu ve göz önünde bulunma arzusu ile yalnız kariyerini düşünerek oldukca politik bir tavır alır. Kendisi ile arzuları içinde kalan bir insanın öyküsünü bir de Szabó’nun bakış açısından izlemeye ne dersiniz?

Pina (2011)

Alman Sineması – Pina (2011)

Alman Dans Tiyatrosu öncülerinden, sanat yönetmeni ve koreograf Pina Bausch’u mevzu, bahis alan 2011 yılında yapılmış üç boyutlu belgeselin direktör koltuğunda Wim Wenders oturuyor. Film ne tam olarak bir biyografi özelliğinde, ne de tam bir dans gösterisi. Bu yapımı müzikal biyografi olarak adlandırmak doğru olacak.

kuvvetli koreografi ve dekorasyonlarıyla bilhassa dış mekan dans sahneleri çekimleri ile seyirciyi görsel ve işitsel açıdan çarpıcı ve bir o denli yeni bir boyuta taşıyor. Hem film seyretmek aynı zamanda bir dans gösterisini izlemek eylemlerini üç boyutlu bir halde muhteşem, harikulade detaylar ile harmanlayıp birleştiren direktör Wenders adeta “film üstüne dans” ediyor.

Sophie Scholl – Die letzten Tage / nihayet Günler (2005)

Alman Sineması – Sophie Scholl – Die letzten Tage / nihayet Günler (2005)

Marc Rothemund yönetmenliğinde 2005 yılında yapılmış biyografi konulu bir filmdir. Hitler’e karşı muhalif duruş sergileyen Die Weisse Rose üyelerinden anti Nazi hanım aktivist Sophie Scholl ve kardeşi Hans’ın el ilanları dağıtırken Münih Üniversitesi’nde tutuklanışı ve nihayet 6 günlerini özetleyen film. Nazi Almanya’sını yıkmak, vatana ihanet, düşmana yardım yapmak eylemek suçlarından haklarında infaz sonucu verilir ve uygulanır. Başarıya ulaşmış oyunculuklar ve yönetmeni ile izlenmesi ihtiyaç duyulan biyografik bir dönem filmidir.

Stroszek (1977)

Alman Sineması – Stroszek (1977)

1977 Garp Almanya yapımı trajik yol filmidir. Meşhur Alman direktör Werner Herzog’un yönettiği film sokak şarkıcısı Bruno Stroszek’in hikâyesini anlatır. Bruno hapisten çıktıktan sonrasında Eva ile tanışır. yaşam hanımı olan Eva’yı hanım satıcıları rahatsız etmektedirler. binaenaleyh Bruno tekrardan hayata başlamaya koyulmak için Berlin’i bırakıp komşusu Scheitz ve Eva’yla beraber ABD’ya gider. Bir Amerikan rüyası ile yollara düşüp orada umduğunu bulamayan bir sokak çalgıcısını anlatır Strozsek.

Toni Erdmann (2016)

Alman Sineması – Toni Erdmann (2016)

Kopmak suretiyle olan bir baba kız ilişkisi nasıl canlandırılır sorusuna oldukca güzel bir yanıt durumunda film. anamal düzenin günümüz şartlarında insanı nasıl bir forma soktuğunu, kariyer ve para kazanma hırsının insanları nasıl yalnızlığa ittiğini özetleyen doğrusu yalnız baba kız ilişkisinden ibaret olmayan film. Bu yaşam tarzının aslen insanı nasıl gerçeklikten, hatıra yaşama kapasitesinden kopardığını ve insanı yalnız kariyer esas alan bir forma ve ortama soktuğunu başarıya ulaşmış bir halde yavaş yavaş anlatmış direktör.

Baba Toni Erdmann’ın iyi olmadığını anladığı, kızını hayata tutunmasını tedarik etmek gayesi ile Bükreş’e gitmesi ve birbirinden değişik kılık değişiklik yapma hikayeleri ile kızına unutmuş olduğu çeşitli değerleri hatırlatmasını özetleyen dram-komedi filmidir. Filmdeki hüzün öğeleri ve güldürü öğeleri öyleki güzel ayarlanmıştır ki türüne salt olarak hüzün yada güldürü demek pek doğru olmaz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

instagram izlenme hilesi birxbet kaçak bahis siteleri en iyi bahis siteleri bahis siteleri
1xbet mobil 1xbet az 720p film izle full film izle filmci dayi full hd film izle real film izle pala film izle erotik film izle filmci abi guvencehd.org Betist Onwin vbettr Piabet Slot Siteleri Film İzle Online Film İzle Betorder canlı casino deneme bonusu veren siteler eurocasino giriş eurocasino giriş meritroyalbet bedava bonus bonus veren siteler escort anadolu canlı casino casino güvenilir bahis siteleri yeni bahis siteleri canlı casino siteleri betturkeygiris.org betist güncel giriş goibay.com Belugabahis Pusulabet Celtabet marsbahis sekabet supertotobet marsbahis giriş deneme bonusu maksibet rulet siteleri Nakitbahis Megabahis Hititbet Betovis Betzmark Betwinner Kalebet Betist Mariobet Betgaranti Kolaybet betandyou şişi escort kızılay escort Bettilt Bahsegel Elitbahis Polobet Tarafbet izmir escort hititbet betorder luxbet